
"Para savaşın can damarıdır." üzerinde mutlaka düşünülmesi gereken bu cümenin sahibi Thomas More 16. yüzyılda ölüm cezasına mahkum edilen çok önemli bir yazar/düşünür. Kendisi ve insanlık için en önemli eserlerinden bir tanesi Utopia'da (1516) yeryüzü cenneti ve toplumsal mutluluk örneği olan bir yönetsel yapıyı "alternatif" olarak sunuyor bizlere.. Mutlaka ama mutlaka öneriyorum..
Utopia aslında ortaçağ bağnazlığına karşı Hümanizm bayraktarlarından olan More'un bir tür başkaldırısıdır. Utopia'yı tam olarak anlamak için özellikle Platon'u bilmek ve insan olgusuna genel geçer dogmalarla değil bilimsel yaklaşmak gerekir. Bu yüzden Utopia'yı okurken Rönesans öncesi Avrupa toplumsal yapısını düşünmek gerekir kanısındayım.
Bu kitabı ve özellikle de More & Erasmus dostluğunu keyifle okudum. Çizdiği dünyanın uygulanabilirliğini ölçtüm.. Aslında kitabı okurken aklımdan bir saniye bile çıkarmadığım olgu "sorgu" oldu. Utopia'yı tanımaya başladığım ilk anlarda Kapitalist sistem ve bu sistemin dayattığı tüm kavramları sorgularken; bir süre sonra More'un fikrini ve dolayısıyla da şirin Utopia adasını sorgulamaya başladığımı farkettim.
Paranın zorunlu haller dışında kullanılmadığı, herkesin üretime eşit emek miktarı ile katıldığı, oluşan çıktıdan eşit miktarda faydlandığı, insan ihtirasının birer delili sayılabilecek borsanın, tahvillerin, hisse senetlerinin olmadığı bir dünya (kabaca sosyalizmin temeli demek yanlış olmaz sanırım) kulağa hoş gelse de, bir süre sonra bu "hoşluk" güncelliğini yitiriyor. Çünkü mekanizma tam da insan ihtirasının başladığı noktada çöküyor. İnsanın hırsını, ademoğlunun "bu benim" tutkusunu artık yemebileceğimizi düşünmüyorum. Artık insanlar, bana göre insanlık tarihinin en talihsiz buluşunu uzun zaman önce keşfetti: Çit!!
Toprağı çitleyip, bu toprağın üzerinde kendi isimlerinin yazılı olduğu kağıt parçaları ile kendilerine ait olduğunu belgelediler. Böylelikle artık tüm kötülüklerin, tüm savaşların, belki de kökeni insandan gelen tüm felaketlerin başlamasına neden oldular.
O tarihten sonradır ki "benim" deyip sahiplenmemiz gereken tüm olguları -dürüstlük gibi, sevgi gibi, ahlak gibi, itibar gibi- bir kenara itip, dünyevi kazanımların peşine düştük..
16. yüzyılda belki ama 21. yüzyılda artık Utopia nostaljik bir hayalden öteye gidemiyor.
Bizi biz yapan birçok ortak değeri kaybettik. Özellikle de "dayanışma" , "toplumsal birliktelik" kavramlarını. İlkokul ve lise yıllarımızda kimse kimsenin etnik kökenini , dinini, mezhebini bilmezdi, merak etmezdi. Coşkusunu çok net anımsarım, yerli malı haftaları kutlanırdı. Her gün neredeyse Kemal Sunal, Şener Şen filmleri olurdu televizyonlarda. Haber saatlerinde soytarılık değil haber izlerdik.. 10 Kasım'da Atamızı belki de 1938 hüznüyle anar, İstiklal marşımızı duyduğumuzda bir okulun yanından geçerken saygı duruşunda bulunurduk..
Küçüklüğümde anımsarım insanları da havası gibi güzel İzmirim'de belediye otobüsüne binen bir kişi dönüp tüm oturanlara günaydın demişti. Tanımasına, çıkar ilişkisi olmasına, itibar toplamaya çalışmasına gerek duymadan yapmıştı bunu. O dönemde bu medeniyetten gelirdi çünkü..
Şimdi yerli malımız kalmadı. İnsanlarla tanışırken ve yakınlık kuracağımız kişileri belirlerken önce etnik kökenini sorguluyoruz. Televizonlarda halkımızın beynini yıkayan, toplumsal direnç güdümüzü öldüren birçok dizi ve program var. (bunun kesinlikle devlet politikası olduğunu düşünüyorum) Yüksek hayat standardına kolayca ulaşmış hayatlar süslüyor gençlerimizin ideallerini.. "Bedava peynir sadece fare kapanında olur" mantığını kuramayacak kadar makineleştik..
10 Kasım'ın ve Atamız'ın ulusumuzca hassasiyeti zedelensin diye çabalar her geçen gün artıyor. 10 Kasım için hiç utanmadan "Hayvanları Koruma Günü" ilan edilsin diye teklif verebiliyor ampul kafalılar... Gençlerin zevkle okuduğu bir kişiye "Mustafa" filmi gibi tarihten intikam yapıtı yaptırılıyor. Ve hiçbirimiz bu gelişmelere ses çıkarmıyoruz artık..
Yaşanması çok zor bir dünya, bir ülke yarattık hep birlikte.. İntihar olayları artıyor, mutsuz insanlar artıyor ve kılımız kıpırdamıyor..
Beyin Utopia'larımıza tecavüz etmekten artık vazgeçebilmemiz umuduyla!..
Sevgiler
Hacı Bektaş Önal
http://www.hacibektasonal.blogspot.com

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder