bektas

bektas

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Kalan Sollar Bizimdir / Bir 1 Mayıs Yazısı


Yine 1 Mayıs daha geçirdik. 30 yıl önce atılan sloganları 2012 de bir kez daha hep birlikte attık. Taksim alınmış, kale zapt edilmiş ve tüm savaşımlardan zaferle çıkmıştık. Bir bayram havasında geçti 1 Mayıs.

Peki neden ben bu bayramı içimde yaşayamıyorum? Neden 1 Mayıs benim için üniversite yıllarımızın “devrimcilik” oyunundaki kadar bir mihenk taşı özelliğini taşımıyor? Çünkü gün geçtikçe eriyoruz. Gün geçtikçe azalıyoruz. Görüşümüzü destekleyecek hiçbir siyasi çalışma/grup/parti 21. Yüzyılın gereklerine uygun bir halde kendini yenileyemedi.

“Onlar” her alanda egemenliklerini kabul ettirdiler. Meclisi ele geçirdiler.. Cumhurbaşkanı oldular.. Adalet, sağlık, sosyal güvenlik kurumlarında resmi bir ideoloji hakim: AKP
Ordumuzun gücü zayıflatıldı ve yeni nesiller çağdışı sistemler uydurularak “kendilerinden” olarak yetişmesi sağlandı. Peki sonuç ne?

Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı…
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi…
Recep Tayyip Erdoğan Stadı…
Recep Tayyip Erdoğan Nesli… 

Bu yazının amacı asla bir yergi değildir. Ben tebrik de ederim zat-ı alilerini. Amacım tamamen bir öz eleştiri..
Dünyadaki “Sol” un ilk yılları da dahil olmak üzere bir tek günümüz Türkiye’sinde Sol elitist; sağ halkın desteklediği siyasi kanatlar. Sağ en çok oyunu, normalde solun kalesi olması gereken yerlerde alıyor. Dünya siyasi tarihine de geçmişizdir herhalde. Bizde en muhafazakar görüş destekleyicileri sol kökenliler. Ne oluyor? Devir mi değişiyor?

Ben onu bunu bilmem. Kendini solcu gören ve ulusalcılık ekseninde toplanan herkes özeleştiri yapmalı. Artık okuyan, okuduğunu anlayan, anladığını yorumlayan, yorumladığını özgürce ifade eden bir sol anlayışına ihtiyaç var. Mevcut görüşümüzdeki tüm siyasi parti liderlerinin ve lider konumdaki tüm yöneticilerin emekliliklerini arz ediyorum. Bu işi başaramadınız beyler!! Evinizde anılarınızı yazın artık. Kitabın ismi de belli: “Bir Çöküşteki Affedilmez Sorumluluklarım”

Partiler mi birleşiyor.. Kurultaylar çalıştaylar mı düzenleniyor bilemem.. Sol yeniden halkla barışmalı. “Karaoğlan” dan beri dağlarda taşlarda yazılı bir “umut” göremedik. Artık sosyal medya Atatürkçüleri olmaktan vazgeçelim. En bilimsel yöntemlerle, pazarlamanın son trendleri ile halkımızı selamlayalım.. Anons arabalarını rafa kaldırıp gençliği yakalamasını bilelim. Sponsorluklar geliştirelim. Uğur Mumcu’nun dediği gibi “İlgililerin Bilgisiz; Bilgililerin İlgisiz” olduğu bir toplumdan uzaklaşalım.

19 Mayısların kutlanmasından rahatsız olan, Kemalist görüşte olan herkesle intikam almaya çalışan, Cumhuriyet değerlerini altüst eden bir iktidara karşı sizce de pek pasif değil miyiz?
Laik Cumhuriyetimiz’in 100. Yılını görmemesi durumunda çocuklarımıza ne anlatacağız? O kadar Tweet attım çok uğraştım başaramadım mı diyeceğiz.

Sevgili yoldaşlarım, yol arkadaşlarım, arkadaşlarım.. Yüreğinde az ya da çok bir şekilde vatan sevgisi olan herkesin özeleştiri yapması ve yarından tezi yok fikrine yakın siyasi partiye, derneğe, vakfa aktif üye olması gerekir. 

Hepinizin 1 Mayıs’ını Devrimciliğimin Olanca Ateşiyle kutlarım.

Hacı Bektaş Önal

Ağustos Böceğine Övgü

Ne güzel insanlarız biz.. Mutlu olmamız pamuk ipliğine bağlı. İnsan olmamıza paralel duygularımız o kadar değişken ki..

Hep bir arayış içindeyiz gerçi. Varlık ile yokluk. Var olmak ile yok olmak.. Siyahla beyaz.. Ayırımlarımız var. Doğrularımız.. Kurallarımız..

Hayat kardeş.. Biliyorum kıs kıs gülüyorsun saklandığın yerden.. Biliyorum ki gülüyorsun bize ve "ben sizi; sizin beni ciddiye aldığınız kadar ciddiye almıyorum" diyorsun. Haklisin.. Kurallar koyuyoruz.. Ve ilk biz yıkıyoruz.. Kararlar alıyoruz ve uygulamıyoruz..

Hayatin saniyeleri senin bu kararlarına inat geçiyor. Yüzünde alaycı bir ifade var hayat kardeşin..

Belli bir yaşa gelince aldığımız kararların ne kadar boş, edinmeye çalıştığımız prensiplerin kendimize salladığımız palavralar olduğunu anlayacağımızı hepimiz biliyoruz. Peki neden hayatimizi daha sıkıcı bir mecra haline getiriyoruz?

Her geçen gün daha az gülüyoruz grileşen hayatlarımızda.. Sarıldığımız değerlerimiz ask, sevgi dostluk değil artik.. İlkelerimiz, kararlarımız ve hırslarımız.. Egomuz olmasa çalışmayız bile..

Sizi bilmem ama ben o ünlü hikayedeki Ağustos Böceği’ne çok imreniyorum.. Grileşmiş bir hayatı olan karıncaya inat anın kıymetini biliyor.. Ve içinden geldiği gibi yaşıyor şarkı soyluyor.. Rengarenk hayatına renk katıyor.. Dokunabiliyor yasama elleri ile.. Egolarını fırlatıp atmış bir tarafa.. Artik yasamın her anından zevk alıyor..

Evet bir isyanın bayrağıdır ağustos böceği tüm sıradanlığa karsı açılan.. Güzellikleri belli kurallar olmadan yaşama isteğinin merkezidir.. Hayattır, sevgidir, asktır egolarımıza yem etmediğimiz duygusallıklarımızdır.. Ağustos böceği candır..

Sevgilerle
Hacı Bektaş Önal
17 Ocak 2012