DTP 2. Büyük Olağan Kongresi geçtiğimiz haftasonu düzenlendi. Burada bazı kareler ve bazı noktalar oldukça dikkat çekiciydi.
Kongre esnasında atılan “Biji Apo” sloganları bu partinin ve uzantısı olduğu diğer partilerin daha önceki etkinliklerinde sürekli kullanılır olduğunu biliyoruz. Bu sloganları atan kişilerin çok fazla Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünü savunmadıkları ve onbinlerce Türk, Kürt, Ermeni, Laz.. kökeni ne olursa olsun vatandaşımızın şehit edilmesinin en büyük sorumlusu olan abdullah öcalana sempati duydukları çok açık.
Ancak bu haftasonu bu slogan dışında ayrıca “Sayın Öcalan” sloganı da atıldı. Şimdi bu sloganın üstünde biraz durmak lazım. Şimdi buradai bu sloganı atmalarından dolayı kimse kongre katılımcılarına en ufak bir sıfatlandırmada, en ufak bir imada ya da eleştiride bulunamaz. Çünkü hepimizin bildiği gibi bu “sayın öcalan” tümcesini ilk olarak sayın başbakanımız söylemiş, oldukça tepki çekmişti.
Şimdi bu kişiler, kongreyi dolduran kalabalık askerlerimiz hakkında “kelle” derse, yine kaynak olarak başbakanımız ortaya çıkacağından yine hiçbir eleştiride bulunamayacağız.
Bu kongrede olsun diğer tüm görüş ve konuşmalarında olsun sürekli DTP’li kurmayların “demokrasi” şiarını ağızlarından düşürmediklerini görüyoruz. Bu ülkede demokrasi olmadığını idda eden tek kesim DTP’liler değil. İrticai örgütler de yine benzer bir sloganla ortaya çıkıp, demokratik hakları elinden alınıyor diye feryat ediyorlar.
Anti-demokratik olduğunu idda ettikleri bir yerde, en az 30 kişi bu ülkenin cumhuriyet savcılarından sabıka kaydı alacak, bu ülkenin muhtarlıklarına gidecek ve evraklarını tamamlayacak ve bu ülkenin iç işleri bakanlığına dilekçe vererek partilerini kuracaklar, sonra milletvekili çıkaracaklar, parlamentoda temsil edilecekler, sonra ikinci olağan kongrelerinde de o ülkenin toprak bütünlüğüne kast etmiş bir suçlu lehine slogan atacaklar ve kongre başlangıcında istiklal marşı okumayı reddedecekler... Sonra da burada demokratik haklarınız elinizden alınıyor diye yaygara koparacaklar.
Hep söylediğimiz gibi, bu ülkenin sınırlarına düşmanlar kast ettiklerinde dili, dini, ırkı ne olursa olsun tüm halkımız birlikte savaştık, Mustafa Kemal’i önder bildik kendimize. Şimdi de tüm bu değerleri ortadan kaldırmaya yönelik tüm bileşenler sivil toplum örgütleri –başka hiçbir ülkede olmadığı kadar-demokrasi hayatımızda yer alabiliyor, sonra da çıkmış özerklikten, demokratik haklarınızı alamadıklarından bahsediyor. Aşk olsun size.
Geçenlerde bir TV programına katılan genç arkadaşlarımız da burada demokratik haklarını elde edemediklerini, Humeyni yönetimini Atatürk yönetimine tercih ettiklerini vurgulamışlardı.
İlahi çocuklar..
Humeyni yönetiminde zaten her fikri özgürce savunan insanlar var, ülke tam bir filozof cenneti haline gelmiş, mevcut yönetimi eleştirebiliyorsunuz, istediğiniz giyim tarzını tercih edebiliyorsunuz, günahı boynunuza istediğiniz kadar alkol alabiliyorsunuz da Türkiye Cumhuriyeti’nin köhne, çağdışı yapısını eleştiriyorsunuz.
Demokrasi adına tüm demokrasi karşıtları ortaya çıktılar. Yönetsel anlamda ilk fırsatı ele geçirdiklerinde ilk ortadan kaldıracakları şey yine demokrasi olsa da şimdilik "Demokritos'un etekleri altına" gizleniyorlar.
Halkımızın demokrasimize sahip çıkmasını ve İsmet paşa’nın da söylediği kadar en az Cumhuriyet karşıtları, ikinci cumhuriyetçiler kadar güçlü ve örgütlü olma zorunluluğu vardır.
Bu arada Ergenekon konusu da gündemde. Bu konuda ayrıca bir yazı ile fikirlerimi sizlerle paylaşacağım. Ancak şimdilik Atatürk’ün en sevdiği şarkıyı sizlere armağan etmekle yazımı bitirmek istiyorum: “Bülbülüm altın kafeste…”
Tutkuyla,
20 Temmuz 2008 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
