
Maviydi düşler..
Kahraman erkeklerin ve güzel hanım efendilerin zamanıydı. İnsanlar birbirlerine bir söz söylediğinde nedeni ve niçini tartışılmadan özüne bakılırdı sözcüklerin...
Koşulsuz güvenilirdi insanlara mesela. Balkondan tutkuyla sallandırılan bir mendile aşk bağlanır ve umut tükenene dek bu mühür çözülmezdi.
Ne haber, nasılsın denirdi ayrıca "nasıl olduğu" gerçekten merak edildiğinde. "Nbr" bir şey ifade etmezdi.. Hayatlarımız, tutkularımız, sevdalarımız, dostluklarımız ve hatta aile bağlarımız, ve hatta vatana bağlılığımız ve hatta Atatürkçülüklerimiz bu kadar sanal ve (sadece) mobilize değildi..
Alsancak'ta, Taksim'de, Kızılay’da rahatlıkla dolaşabiliyorduk elimize bir kağıt sıkıştırmaya ya da anket yapmaya kalkan looser kişiler olmadan...
Umudun şarkısını söylerdik geleceğe dair. Maviydi şarkılar tıpkı gelecek ümitlerimiz gibi.. "Umutluluğumuz" ile "mutluluğumuz" arasında tek bir "u" farkı vardı ve biz o dönüşü hiç bilmezdik.. Paraleldi yollar zira.
Hayatlarımız motorize oldu. Tek bir makineden çıkıyor ve üstümüze uyarlanıyor yaşamlarımız. Bireyleşirken yalnızlaştık; yalnızlaşırken yalınlaştık. Ruhlarımız saatini tevazudan kibire kurdu. Gösteriş saat uygulaması başladı yaşamlarımızda..
Sevginin maviliğini aramıyor muyuz dersiniz? Bulmak istediğimizden daha coşkulu. Geçmişe olan özenmelerimizin nedeni bu iste.
Yalınlaşma erozyonundan geriye kalan değerlerimizi kurtaralım istiyorum. Koşulsuz yüzde yüz inanmak ve güvenmek istiyorum. Veee bazı değerlere bağlanmak, yaşamımı maviye adamak istiyorum.
Düş kurmak, bu düşleri hayale, hayalleri hayata geçirmek istiyorum. Mavi düşler kahvesinde yerimi ayırtmak istiyorum...
Düşlerini maviye boyayanlarla o kahvede buluşmak üzere.
Aşka ve umuda mendil gönderen her gönüle sevgiyle,
Hacı Bektaş ÖNAL
www.hacibektasonal.blogspot.com
