30 Ekim 2008 Perşembe
Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği
29 Ekim’de Can Dündar’ın “Mustafa” filmini izlerken içimde garip duygular oluştu. Film başlamadan önce içimdeki umut ve tutkuyu yansıtan yüzümde oluşan gülümseme giderek büyük bir öfkeye dönüştü. İster istemez bazı komplo teorileri ile beyinsel mücadele içerisine girdim.
Ve düşündüm…
Atatürk’ü içinize sindiremiyorsanız, Cumhuriyet Devrimlerinin içini boşaltmak ve saltanat ya da hilafeti ülkemizde egemen kılmak istiyorsanız düşüncelerinizi hayata geçirmenin iki yolu var.
Ya bunu açıkça söyleyeceksiniz, her yerde her ortamda fikrinizi açıkça ifade etmekten korkmayacaksınız.
Ya da Atatürkçü olarak gözükeceksiniz. Atatürkçü, çağdaş olduğunuzu her fırsatta yineleyeceksiniz ancak içten içe Mustafa Kemal devrimlerine olan nefretiniz büyüyecek ve bir yerde artık “takıyye” yapamaz hale gelecek. Ve icraatınız her neyse o alanda bu kini dışa vuracaksınız. Politika arenasında bu nefretin dışa vurumunu defalarca görmekteyiz. Belki her yeni gün yeni bir “karşı-devrim” olayını dayatıyor.
Bir film çekeceksiniz. Bu filmde Mustafa Kemal’i bir diktatör, kadınlara ve içkiye zaafı olan adam, komünist, din düşmanı göstereceksiniz. Son yıllarında ölümü bekleyen bir yalnız, ölüme birlikte meydan okuduğu en yakın arkadaşlarını kişisel ihtirasları yüzünden gözünü kırpmadan cezalandıran, bir anda can yoldaşı İsmet Paşa’yı görevden alan, çelişkilerden oluşan bir kişi olarak tanımladığınız bir lideri resmederken saygı ve sevgi duyguları ile en basit tanımlama ile öfke ile yola çıktığınızı düşünmek elbette ki çok olağan.
Belgelerinizin varlığından ya da gerçekliğinden birçok insan şüphe edecektir. Bu konuda bakalım süre içerisinde nasıl yanıtlar vereceksiniz ben şimdiden merak ediyorum.
Mustafa Kemal gibi, Cumhuriyetimiz gibi, Vatan gibi, siyasi görüşü, duruşu ne olursa olsun tüm vatandaşlarımızın aynı anda kalbi çarpan kavramların içinin boşaltılma isteğini sizi bilmem ama ben hiç samimi bulmuyorum. Bu kavramlarla uğraşıp çok para kazanan ve hatta Nobel ödülüne layık olan sanatçılarımızı biliyoruz. Can Dündar’ın alacak olduğu uluslar arası ödüllerden dolayı şimdiden tebrik ediyorum.
Not: Makalenin konu başlığı: “Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği” kitabının yazarı olan Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülüşünün yıl dönümünü 21 Ekim’de andık. Tam da kitabının daha çok anlamlandığı bu günlerde birkez daha okumamızı öneririm.
Tutkuyla,
H.Bektaş ÖNAL
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

