bektas

bektas

27 Nisan 2009 Pazartesi

Uzlaşamama Politikası


Politik dünyamızı bir değerlendirmeye ne dersiniz?

Düşün hayatımın önemli bir bölümünün oluşmasına kitaplarının ve fikirlerinin oldukça büyük etkisi olan Ahmet Taner Kışlalı’nın Siyaset Bilimi kitabını (imge yayınları, 2000) herkese öneririm. Kışlalı bu kitabında siyaseti en kabaca, toplumsal çatışma ve uzlaşma sanatı olarak tanımlandırıyor.
Gündemdeki siyasete bakıyoruz. Henüz yeni bir seçimden çıktığımız için ülkemizin politikalarına yön veren siyasi partileri izleme şansını yakaladık. Kimsenin siyaseti uzlaşma sanatı olarak algılamadığı ortada. Vur abalıya… O orada bunu dedi, bu şurada bunu yaptı.
Partilerin seçim söylemlerinde Sağlık politikası.. Yok..
Gençlikle ilgili projeler.. Yok..
Üniversitelerimizin bilimsel , parasız ve özerk hale getirilmesi.. Yok..
Enerji politikamız.. Yok.. Madenlerimiz.. Yok.. Doğal zenginliklerimiz.. Yok..
İşsizlikle mücadele.. Yok.. Yoksullukla mücadele.. Yok.. yolsuzlukla mücadele.. Yok..
Kültür politikalarımız.. Yok.. Turizm yatırımlarımız.. Yok..
….
Peki ne var?

Seviyesiz, uslupsuz, hitapsız konuşmalar.. Kavgalar.. Tartışmalar..

Güzel ülkemiz bunu mu hak ediyor? İktidar ile muhalefetin uzlaşma kavramını bildiklerinden emin değilim. Biri sadece muhalefet yapıyor, her dediğine istemezük buyuruyor, diğeri uzlaşmak için kimseyle görüşmüyor, konuşmuyor, yandaşlarını can alıcı kurumların (YÖK, TÜBİTAK, TFF, Anayasa Mahkemesi… ) başına getirip hızlı bir şekilde kadrolaşmakla meşgul. 

Ülkemize yön vermesi ve yönetmesi gereken kişilerin bu uzlaşma olmaz, tamamen çatışma eksenli, sinsi ve çağdışı usluplarını protesto ediyorum. Eski Sovyetler Birliği’nden kalan propaganda yöntemlerinin (anons arabası, duvarlara afiş ve bayraklama) yerine çağdaş pazarlamacılara ve üniversitelerin iletişim fakülteleri öğretim üyelerinin fikirlerine danışmayan ben bilirimci genel merkezleri protesto ediyorum. Uzlaşarak ülkemizi daha iyi noktalara götürmek yerine sadece çatışan; yerel mitinglerde bile yerel sorunlar hakkında bilgi donanımını artıracak kadar araştırmayan, üretmeyen, okumayan, dinlemeyen tüm politikacılar protestonun aslan dilimi size.
Günlerdir Obama’nın gelişini-gidişini konuştu ülkemiz. Her türlü yalakalık yapıldı. Sonra da 24 Nisan da “soykırım” kelimesini kullanacak mı kullanmayacak mı tartıştık. Oysa gerçek çok farklıydı. Bir kişinin ağzından çıkacak bir cümleye tüm dış politikası odaklamış bir beceriksizlik içindeyiz yerel siyasa içindeyiz. Nitekim Obama Hazretleri de soykırım demedi ama büyük felaket olarak yorumladı. Yani biz yalakalığımızı yaptık, Ermenisatan sınırımızı açmak için her türlü çaba içine girdik. Sonuçta tüm bu hamlelerimiz boşa gitti.


Artık halkımız sivil darbesini yaparak tüm siyasi partilerdeki fosil fikriyattaki politikacıların yerine kendi egemenliklerini ilan etmelidir. Uğur Mumcu’nun dediği gibi, Etkililerin yetkili; yetkililerin etkili olduğu bir ülke olmayı hedef olarak belirlemeliyiz. Unutmayalım, egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur!..


Tutkuyla,

H.Bektaş ÖNAL