bektas

bektas

29 Aralık 2023 Cuma

Devrimci ölür mü?

 Devrimci ölür mü? 

Ne de güzel çarpıyordu kalplerimiz o yıllarda?.. Mitingler, konferanslar, protesto yürüyüşleri… Her biri düzene karşı koyan eylemler… Sisteme karşı değildik, yok!.. Sistem yürütücülerine karşıydık… Sisteme karşı olmak, sistemi yıkıp yerine yeni sistem yapmak çok daha kolaydı; sistemi, sistem içinde düzeltmekten.. Biz zoru seçmiştik... 


Çok gençtik… “Kemalist” sıfatı 20 li yaşlarımızda söylenmişti mesela. Sosyalist olmak daha havalıydı. Marjinaldi Kominist olmak. Karşıyız demek ve Küba dışındaki ülkelerin neredeyse tamamının terk ettiği köhne sistemleri bir kurtuluşmuş gibi yansıtmak bize o kadar da modern gelmiyordu. Bizim enternasyonel ideolojiler yerinde tıpkı Atatürk’ün yaptığı gibi bu topraklara özgü, karma bir sistem üretmeyi doğru buluyorduk. Dev-Genç marşını da söylerdik, İzmir marşını da. Tek önder vardı bizim için; Mustafa Kemal… O kurdu diye CHP’li olmuştuk. CHP yönetimlerinin (o gün de bu gün de) başka bir partiye taşısan yüzde 2 bile oy almayacak olması bizi hep sinirlendirirdi sinirlendirmesine de, öfkemizi partimizden çıkarmazdık. Lanet olsun CHP lileriydik… Kızıp öfkelenip, sandığa gittiğimizde yine basardık mührü “Altıok” a…


Sabahlara kadar vatanı kurtarırdık. İktisat felsefelerini tartışırdık. Sosyoloji bilirdik, insanı tanırdık. Bir ilk okula bilgisayar laboratuvarı yaptırmıştık; hiç birimizin evinde bilgisayar olmamasına rağmen!.. Bilmemek cahillikti ve bilgiyle barışmamış her kişi yalınlaşırdı, yalnızlaşırdı. Hepimiz şehirlerinin en aktif, en lider gençleriydik… Bir gece, Kemalist Gençler Birlikteliği diye bir şey kuralım diye bir fikir gelmişti aklıma. Ertesi gün Eskişehir’in 6 gençlik örgütü dahil olmuştu bile bu oluşuma… 


Kadrola, işler, makamlar teklif edilirdi. Tek şart Oncu, Buncu olacaksın… Hepsini reddederdik. Bizim için tek tarafında olduğumuz kişi Mustafa Kemal’di ya… Kimsenin alt kadrosunda olmamamızı herkes çok severdi, ama bir yandan da kimse bizi sevmezdi. Deniz Gezmiş’in Mustafa Kemal yürüyüşü yapan tarafıydık biz. Damarımızı kessen “kalpak” akardı. 


Gece afişlemelerini çok severdik. Tüm gece afişleme yapardık ve sonrasında bol sarımsaklı işkembe çorbamızı içer, kendi harçlıklarımızla tuttuğumuz lokalimizin üst katında bayraklar üstünde uyurduk… O uykularda ne rüyalar görürdük bilemem ama  en güzel dostlukları kurardık!..


Devrimci atardı şah damarımız. Ülkeye devrim getirmek değil, 1923 devrimlerinin uygulanmasını sağlamaktı devrimciliğimiz. Karşı devrimin sürekli canavar gösterdiği devrimcilikten, o dönemde dinsizlik olarak gösterilen laiklikten, ümmetçiliğin en büyük düşmanı halkçılıktan, en büyük aşkımız cumhuriyetçilikten, etnisite temelli olmayan milliyetçilikten ve ekonomik model olarak devletçilikten ödün vermedik… Sağ görüşlü arkadaşlar bizi terörist ; marjinal sol görüşlüler faşist ilan etmişti bu kavramlar karşısındaki en büyük inadımız yüzünden. Biz zor yolun asil şövalyeleriydik… Kimsenin bizi nasıl tanımladığı önemli değildi…


Sonra ne oldu? Dağıldık. Şehirlerimize dağıldık. Hayatın koşturmalarına attık kendimizi… Hep eleştirdiğimiz adamlar biz olduk. “Eski” bizde kırmızı bir aşktı, sevdaydı… İdeolojik türküler çıktığında radyonun sesini biraz daha açmaktan öteye gidemese de bu duyarlılığımız; çoğumuz ruhlarımızı kaybetmedik. Satmadık hiç birimiz kendimizi oligarşiye…


Şimdi?.. Şimdi insana dokunuyoruz. En büyük ideoloji insan değil mi zaten? Kimimiz doktor oldu, kimimiz avukat, kimimiz öğretmen oldu, kimimiz ayyaş; bendeniz mesela emlakçı oldum. Ama hiç birimiz 20 li yaşlarımızın duyarlılığını kaybetmedik. Ve ümidimizi hiç bir zaman yitirmiyoruz. 


Bu yazıların kaleme alındığı saatlerde Suudi Arabistan’da oynanması gereken Süper Kupa maçına çıkmamıştı 2 güzide takımımız. Atatürk yoksa biz de yokuz demişlerdi. O kadar para harcayarak oraya giden taraftarlar da takımlarını protesto etmek yerine “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” diye tribünlerde slogan tutuyorlardı… Al sana gelecekle ilgili ümit ışığı… İstiklal marşında söylendiği gibi;  “sönmeden yurdumun üstünde son ocak”; bu umut dağı asla yerle bir olmayacak…


Geçmiş olduğumuz gün bir devrimci kardeşimizi, abimizi; yoldaşımızı kaybettik… Devrimci arkadaşımız Ahmet. Işıklar yoldaşın olsun. Devrimci ölür mü? Herkes ölür… Mesele ölüp ölmemek, ya da ne kadar yaşadığın değil; mesele nasıl yaşadığındır… 


Nihayetinde devrimci ölür; devrim yürür!…

1 Mart 2023 Çarşamba

İnsanı gördüm

 Doğdum, insanı gördüm…


Büyüdüm, aileyi gördüm… Nerede doğduysam oralı oldum. Diğer yerleri eleştirdim, küçümsedim… Ailenin bak bak en zeki bizim çocuk egolarıyla büyüdüm, egoyu gördüm…


Okullara gittim. Hocaları gördüm. Asla güncel olmayan bilgilerle matematik ve ekonomi dinledim. Eğrileri çarpanları teoremleri gördüm. Günümüzde hiçbir işe yaramayacak bilgilerle test edildim, sınava tabi tutulmayı gördüm…


Ve aşkı gördüm. Hiç bir çıkara alet edilmeyecek kadar temiz, saf sevgiyi gördüm. Kayıtlara girmeyen bir kurşunun bir kızın ömrünü, bir erkeğin hayallerini çaldığını gördüm…


İktidarlar gördüm… Yıkılmaz denilen otoritelerin bir günde yerle bir olduğunu gördüm. Hizip gördüm, çıkarlar uğruna tüm benliğin satılabileceğini gördüm…


Salgın gördüm… Bütün dünyayı etkisi altına alan; hepimizin 2 şer senesini ve bazılarımızın sevdiklerini çalan illeti gördüm. Koca koca bakanların, halkının gözünün içine baka baka yalan söylediğini gördüm… Kurumsal ağızla söylenen yalanları gördüm…


Depremi gördüm. Çok değil 3 sene önce şehrimizde yaşarken depremi çığlık atan çocukları, ağlayan babaları, cansız bedenleri gördüm… Mahşer günü bu derken, 113 canı ve özgüvenlerimizi toprak altında bırakırken, dünyanın sonunun geldiğini haykırdığımızı gördüm. 


O depremden 3 sene sonra bu defa Kahramanmaraş, Hatay ve bölgesindeki depremi gördüm. 50 bin kişinin öldüğü bu deprem sonunda 1 tane bile istifa çıkmamasını gördüm. Allah’a sığınanları da gördüm O’nu sorgulayanları da… Yöneticilerin insanların gözlerine baka baka deprem sonrası tahtibatlarla uğraşmak yerine Ahbap gibi gönüllü sivil toplum kuruluşlarıyla, statlarda “istifa” diye bağıran insanlara terörist demelerini gördüm… “istifa” çağrısını hükümetten değil üyesi olduğu kulüpten olarak algılayan şaşkınları gördüm… Büyükler olmasa da ufak tefek müteahhitlerin sorgulandığı, inşaatlara onay verenlerin görmezden gelindiğini gördüm…


Depremde yağma yapanları, battaniye ve çadır fiyatlarını ikiye katlayan esnafı, kira rakamlarına deprem günü fahiş artış koyan ev sahiplerini gördüm… Çıkarı gördü…


Ve insanı gördüm…