Rutin cağımızın vebası... Hayatın ta kendisi belki de... Fotokopi kağıdıyla çoğaltılmış günler, hastalıklar, aşklar, tutkular ve gerginlikler... Veee yaşamın tüm albenisini yitirdiği sevimsiz günler..
Siz de kendi içindeki labirentlerde kaybolanlardan misiniz?.. Kendi için hazırladığı kolay sudokunu çözemeyenlerden misiniz?
Ya da mistik bir el tarafından günü, hayatı ve tercihleri kontrol edilen yaşamsal kobaylardan misiniz?
Önümüze tuzak bir peynir konuluyor ve hayatimizin en güzel günlerini, aylarını onu yakalamaya harcıyoruz.. İşin kötüsü bu peyniri de çok büyük olasılıkla kendimiz koyuyoruz..
Bazen öylesine yaşamın girdaplarında kayboluyoruz sığ sularda... Bahsi geçen sığ olan sular ise ne acıdır ki hayatlarımız.. Derinliğimiz kalmadı.. Sanattan mahkum, sohbetten mahkum, asktan mahkum, yaşamsal tutkudan mahkum... Aldığı her nefesi yaşamsal bir zafer saymaktan uzak..
Güvensizleştik.. İlk tanıştığımız kişilere, yeni işimizdeki çalışma arkadaşlarımıza hatta ailemize, hatta dostlarımıza, hatta benliklerimize güven duyamıyoruz.
Yasam artik bir tur paranoya.. Bir girdap.. Zor.. Çok zor.. Daha da zor hale getiren gölge oyunu ustaları yine bizleriz... Oynattığımız kuklalar ise geleceğimiz.
Çoğu zaman İzmir Foça'da gün boyu çıplak ayakla gezen balıkçılara o kadar çok imreniyorum ki.. Balıkçı olmak.. Evet sanırım 20 yıl sonrası için kariyer planımı buldum.. Foça'da balıkçı olmak.. Ama herhangi bir balıkçı değil. Çıplak ayağıyla gün boyu dolaşanından. Keramet çıplak ayakta çünkü..
Rastgele...
Bektaş,

