Merhaba dostum. Beni tanımazsın. Ben senin 15 sene sonraki halinim. Bu yazıyı yazdım çünkü sana karşı, ideallerine karşı, varolmanı özdeşleştirdiğin bazı değerlerine karşı kendimi sorumlu hissediyorum.
Hani biraz özentilikten biraz içinde beslediğin sevgiden kaynaklı yeşil parka giyer, hafif uzun olan saçlarını dağınık bırakır, Marx okur, fikir tartışırdın ya.. Şimdi gömlek giyiyorum. Saçımı kısa kestiriyorum. Şık ofislerin İsveç markalı büyük alışveriş mağazalarından aldığı mobilyalarda çalışıyorum. Okuduğum kitaplar satış, şirket yönetimi ve yönetişim üzerine be dostum. Genelde konuştuğum konular iş ve satış üzerine. Arada siyasetin keskinliklerine gitsem de senin olduğun kadar tutkuyla bağlı değilim politikaya.
Sen üniversitedeki amfilerin sıraların üzerine "altıok" çiziyordun ve hocanı dinlemeyip muhtemelen ilk önemli günde yapılacak basın açıklamasını hazırlıyordun ya.. Ben şimdi o dinlenmeyen adamım, üniversitede seminer veriyorum. Ve anlattığım şeyler senin okulda boş derslerde anlattığın adil paylaşım, adalet, Kemalist öğreti değil satış, pazarlama ve insan kaynakları. Sistemin ağır çarklarına esir olduğumu kabul ediyorum etmesine de kendimi ne zaman bu kadar kaptırdığımı inan bilmiyorum.
Ne iş yapıyorum biliyor musun? Hani geleneksel aile yapısının erezyona uğrattığını, aile içi sevginin yok olmasının en büyük aktörü olduğunu düşündüğün 1+1, 1+0, 60 metrekarelik 2+1 daireler var ya.. İşte bunları satıyorum. Yani senin idealini kurduğun büyük bir düşünür, yazar, siyasetçi olmadım. Hayallerini kapitalizme sattım genç dostum. İdeallerin artık sadece "mazi". " Biz üniversitedeyken.." ile başlayan birer cümle sadece.
Düşünsel kavgaların olurdu. Yüzbinlere hitaben Cumhuriyet Mitinginde konuşma yapmıştın. Kalbin GÜM GÜM atıyordu. Sağanak yağış altında konuşma yapmak zorunda kaldığından 10 dakikalık konuşmanı 1.5 dakikada, doğaçlama bitirmek zorunda kalmıştın ya. İşte ben senin o dönemki hayallerini de kısalttım. Artık hayatın kısa çözümler üzerine kurulu, küçük ve pratik. El kadar mutfak robotu, 1 cm genişliğinde televizyon, incecik telefon.. Küçücük kalmış kalpler, yürekler, sevgiler..
Sevgiler... Evet bu konu seni çok zedeleyecek biliyorum ama açmak zorundayım. Artık sevmiyorsun, aşık olamıyorsun, heyecanlanamıyorsun, ertesi günü yapacağın satış görüşmelerinde sesin çatallaşmasın diye yağmurun altında dolaşmıyorsun en basitinden… Eskisi kadar çok arkadaşın da yok laf aramızda.. Asla ayrılmayız dediğin yakın arkadaşlarınla ayda yılda bir telefonla konuşuyorsun o kadar. Çok sıcak, espirili, biz kopmayız tadında konuşmayı yaparken 20 senelik dostunun çocuğunun doğum haberini facebook dan öğreniyorsun.
Zor ağlarsın bilirim. Yazının sonuna kadar okumaya cesaretin olduğunu da.. Bunların sana ne kadar zor geldiğini de. Bir gün dükkanının önündeki küçük çiçekleri yok etti diye yakasına yapıştığın adamı hatırlıyor musun? Artık arsa satıyorsun. Arsalarda binalar dikilirken arsa üzerindeki ağaçlar, yeşillikler sökülüyor, atılıyor.. Sen bir iki uyarıdan öteye gidemiyorsun.
Şarkı söylemiyorsun eskisi kadar.. Eskisi kadar içten gülmüyorsun, sabahları eskisi kadar dinç kalkmıyorsun, kafan estiği gibi hiç tanımadığın şehirlere gidemiyorsun artık. Hastası olduğun Beşiktaş'ta Metin-Ali-Feyyaz gibi okullu, eğitimli, efendi oyuncular yerine endüstriyelleşmiş profesyoneller var. Çoğu 1 sene oynayıp gidiyor zaten.
Yalnızlaştın, yalınlaştın, grileştin.. Para kazanıyor musun? Evet. Ama yediğin hiçbir yemek öğrenci evindeki menemen kadar, makarna kadar lezzetli gelmiyor.. Hayat lezzetli gelmiyor, yaşamak gelmiyor. Sana bir rol biçilmiş o rolü oynuyor gibisin. Üzerine göre dikilmiş dar gömleklerin esaretindesin. Sesin çıkmıyor, alışıyorsun.. "Kaçınılmazsa" zevk almaya bakıyorsun..
Bundan 15 sene sonra da bugüne bir yazı yazacağım. Umarım çok daha güzel haberler veririm sana. Şimdi senden tek istediğim şey sabahları erken kalk artık ve söylemekten inanılmaz keyif aldığın "çav bella" ve "gündoğdu" marşlarını her fırsatta, bağırarak söyle. "Eski bir dost tavsiyesi" dersin..
En kalbi duygularımla,
H.Bektaş ÖNAL


1 yorum:
Yorum Gönder