Sevgi..
Nedir sevgi? Kimdir?.. Kimimize göre bir prosedür.. Kimimize göre hayatımızı adadığımız, dünyevilikle asla açıklanmayacak olgu.
Sevgi..
Hayatımızda her kaybettiğimiz savaştan sonra yüreğimizden ilk söküp attığımız, her zaferden sonra belli belirsiz yumruklarımızı havaya kaldırdığımızda tevazu ile birlikte ilk terk ettiğimiz kavram..
Sevgi..
“Diğerleri” diye birbirimize, kuşak çatışması diye ailemize, piredir hastalıktır diye sokaktaki zavallı köpeklere, başka kökenden diye dini, ırkı bizden farklı diye başka diyarlardaki kardeşlerimize, benden çok para alır mı diye köşedeki bakkal amcamıza, ya da umursamadığımız dilenen düşkünlere, sevgiye muhtaç ve kimsesiz yaşlılarımıza, ve sokaktaki çocuklara, ve sabaha kadar güvenliğimiz için nöbet tutan askerimize, ve sistemin bize dayattığı tüm “bizden olmayanlara”.. karşı tavır alırken düştüğümüz yalnızlığa ve içimizdeki bu izolasyona duyduğumuz belki de en vicdani tepkidir Sevgi..
Gün geçtikçe içimizdeki sevgiyi taşlaştırıyoruz. Gün geçtikçe makineleşiyoruz. Gün geçtikçe gülmüyoruz. Herkese olan karşı konulmaz tereddütlerimizi, güven eksikliğimizden kaynaklanan şizofrenik umursamazlığımızı artık yakın çevremize de uygulamaya başladık.
Durup dururken bize selam veren kişilere karşı tuhaf bakıyor, yemek yerken lokantada yanımızdaki masaya oturan bir kişinin bize afiyet olsun demesini yadırgıyoruz.. Sevgisizliğimiz bizi birer insan müsvettesi haline getirirken uyanamadık, içimizdeki tek direnç mekanizması olan sevgiyi ulu orta harcadık..
Sizi bilmem ama ben artık dur demek istiyorum bu gidişe bir süredir. “Sevgi”yi hissetmek ve her ne yaşanıyorsa hayatımda “sevgi” ye sarılmak istiyorum artık..
“Merhaba” yerine “slm” diyen “nasılsın” sorusuna “ii” yazan insanlardan sıkıldım.
Birbirimizden bağımsız yaşamaya direnç göstermeyen duyarsız insanlardan da sıkıldım..
Bir insanı kazanmak yerine hiç çaba sarf etmeyen, kendisini bırakıp sürekli sistemi, toplumu ya da ülkemizi eleştiren lumpern takımından da..
“sevişmek” yerine “cinsellik” yaşayanlardan da..
“dokunmaktan” korkan, düşüncelerini ifade edemeyen, sürekli bir “ezberi” yaşayan, kendisine giydirilen dar gömleklere karşı isyan etmeyen ve hiçbir yaşamsal tutkusu olmayan insancıklardan da haz etmiyorum sanırım.
“nasılsın” sorusuna “ne olsun?” diye yanıt vererek girmiş olduğumuz büyük girdap hakkında bir ipucu vermiyor muyuz zaten? Hiç mi isyan etmeyeceğiz bu yıpranmış gidişata? Ruhlarımızı hepimiz mi sattık üç kuruşa??
“Ruhlarını asla satmayanlar, en az ruhlarını pazarlık masasına hapsedenler kadar güçlü olmalı” -İsmet Paşa’m ruhun şad olsun-
Birşeyi çok sevelim. Bu bizim için farklılık yaratan bir şey olsun. Tuttuğumuz takımımıza fanatiklikle değil sevgiyle bağlı olalım.. Sevdiğimiz kişileri sevelim.. İpler kimin elinde hesabı yapmadan, ufak ve çirkin hesaplara girmeyerek.. Küçük fedakarlıklar yapmaya başlayarak.. Ülkemizi, vatanımızı sevelim.. Gidişatından mutlu olmadığımız çürümüşlükleri çözmek için taşın altına elimizi koyarak, toprağına bakıp duygulanarak, orman yangınlarında gözyaşlarımızla isyan ederek sevelim Anadolu’yu..
Şimdi dışarı çıkma, şimdi tüm sevgilerimizi haykırma zamanı..
Şimdi ve sonsuza kadar “Sevgi” zamanı.
Ezber bozma zamanı..
Hacı Bektaş Önal
24 Ağustos 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

3 yorum:
Ruhumun inlemesini anlatan mükemmel bir yazı.Sevgi cesaret işi değil aslında ruhun yaşamını sürdürebilmesi için bir ihtiyaç...Yemek gibi hatta su gibi...Sevgisiz kalan bir ruh ölmeye mahkumdur.Sevgisiz kalan ruhta hakimiyet sadece bedenindir.O da insan olarak belkide en ilkel tarafımızdır.İnsan kendini sevgiye teslim ederse eğer o da cennetindeki tüm güzellikleri sana sunacak kadar bonkör ve cesurdur....Ama insanoğlu değişiyor malesef en üstün ihtiyacını unutup sevginin yerine başka değerleri aramaya koyuluyor acaba yerine ne koyabilirim diye düşünüyor ama hep arıyor hep arıyor.Oysa aradığı şey yanıbaşında duruyor ama o inatla arıyor.İşte sevgiyi bulmak bu kadar kolay ama görmek bu kadar zor...Umarım bir gün herkes bunun farkına varır ve dünya yeniden sevmesini öğrenir...
Sevgi kıtlığı yaşadığımız şu günlerde neden bizi seven insanlara kötü davranırız... Bir tür öğrenilmiş çaresizlik ya da belkide kendini sevmemek adeta bizi neden seviyorsun ben sevilmeye layık değilim der gibi hırpalarız bizi seven insanları...Bence günümüzdeki en büyük ve çözülmesi gereken sorun budur. Bizi reddedenlerin peşinden koşup esas bizi sevenleri kolayca harcamak....Sözün bittiği yer burası olsa gerek sonrada sevgi arıyoruz yada sevgi istiyoruz diye hayattan yakınmak nasıl bir paradokstur bu...
"Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti..
Durursam bir daha kurtulamam..
Ziyanı yok, gülüşü yeter bize..
Yüreğim kaydıysa günah mı?..
Çamura saplansam yardıma gelir misin?..
Elini tuttum sıcacıktı, yüreği elindeymiş gibi..
Elinden tutuversem benimle gelir mi?
Seninim işte, alıp götürsene beni..
Elveda asya, elveda selvi boylum al yazmalım, elveda..
Bitmemiş türküm benim.." En güzel anlatan alıntı.
Sevgi sürekli almaya alışık olan birinin vermeye başladığı;sürekli vermeye
alışık olan birinin almaya başladığı noktada başlar. Kişinin kendinden verdiği tavizlerin toplamıdır.Emek de bunun karşılığıdır....
Yorum Gönder