bektas

bektas

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Benim solum senin solunu döver..

Endüstriyel gelişmeler insan hamuruyla oynuyor. İnsan kavramı artik ciddi boyutta önem kazandı. Personeline yatırım yapan kurum ya da ekip anlayışı egemen olan demokratik kitle örgütleri kazanıyor, fark yaratıyor.

Bir kurumun herşeyini taklit edebilirsiniz. Teknoloji çok ilerledi. Artik bir tuşa basarak her türlü bilgiye ulaşmanız mümkün. Ancak inovatif bu gelişmelerin kopyalamayı başaramadığı bir değişken var: İnsan.. Eğitimlerimde ve seminerlerimde sürekli vurguladığımız gibi insan kaynağımız taklit edilemez. Bu yüzden önemlidir.

Siyasi partileri ele alalım.. Hangi partide liderlik sultası yok ki? Değme demokratım diyen partilerde bile liderlik bir saltanat haline geldi. Haşmetlu nasıl buyurursa emir telaki ediliyor ve ferman hayata geçiyor.

Bir hafta sonu evine kapanıp, bir kaç gün sonunda yeni kabine budur diye kamuoyuna açıklama yapan Başbakan profiline sanırım sadece az gelişmiş ya da gelişmekte olan toplumlarda rastlayabiliriz. Koca bakanların olayı haberlerde izledikten (!) sonra gıkını çıkarmadan bu kararı metanetle karşılaması da yine bizim gibi toplumlara özgü.

Ve diğer siyasi partiler. 70 li yaşları doldurmak, genel başkanlık için anayasada belirtilen bir şart sanki. Sadece ismine ya da daha yalın ifade ile kurucusuna duyulan saygı olmasa ana muhalefet partisi acaba günümüzde kaç oy alır? Oylarının patlaması için genel başkanının değişmesi beklenen tek siyasi parti profili yine ülkemizde. Bu meziyetlerimizle gururluyuz, mutluyuz…

Ana muhalefet demişken diğer sol partilere de bakalım. Parti ileri gelenlerinin burun deliklerini şişirip pek bir övünerek “Bizim partimizde görev alınmaz, görev verilir.” Cümlesini sıklıkla duymuşumdur. İşte bu, ülkemizde oluşan “Biat Kültürü” nün gelmiş olduğu son nokra. Bu bir itiraf zaten. Sen istediğin kadar donanımını arttır, istediğin kadar proje yap ve partine ya da topluma bir şeyler katmak için bir üst makama aday olamıyorsun. Birtakım kişiler sana “el” vermesi lazım. Yoksa aynı seviyede yıllarca kalırsın.

“Etkililerin yetkisiz; yetkililerin etkisiz” olduğu bir ülke diye boşuna dememiş Uğur Mumcu..

CHP, DSP, BCP, İP, Yeni Parti (atladığım varsa özür dilerim) derken şimdilerde duyduğumuz Sayın Sarıgül’ün başlattığı parti kurma girişimler il il devam ediyor. Bir de Sayın Rahşan Ecevit de parti kurma çalışmaları arasında. Beni biri aydırabilir mi bu partilerin duruş ya da düşünce açısından ne farkları var? Parti programları sanki aynı kalemde yazılmış gibi.

“Benim solum senin solunu döver.”
“Biz gerçek solcuyuz, onlar değil.”
“İnadına biz inadına genel başkanımız”
“Genel başkanımız nerede biz oradayız”

Eee arkadaşlar heyecanlarınızı anlıyorum da bir şey unutmadık mı? Projeler?

“Atı alan, ama ata binmeyi pek beceremeyen” Üsküdarı geçiyor!! Peki biz ne yapıyoruz? Kent varoşlarının mevcut iktidar partisini desteklediği tek ülke biziz. Aynı kesimden muhalefete ve eşitlik şiarı üzerine kurulmuş olan sola sadece bizim ülkemizde pek rağbet yok. Burada durup bir düşünmek lazım.

Yukarıda saydığım partiler birbirinden saygın kurumlardır, elbette. Kuruluşları büyük fedakarlıklar ve emeklerle kurulmuştur kuşkusuz. Ayrıca genel başkanları ve yöneticileri ülkemizin en mümtaz vatanseverleridir. Buna da tamam. Ee ama liderimiz ne öğütledi: ”Sözkonusu vatan ise gerisi teferruattır.” Hadi bakalım beyler, kişisel egoları bir tarafa koyup artık vatan sağolsun deme vaktidir.
Sağ olmasını dileyeceğimiz bir vatanımız varken…

Hepinizden devrimci birer hamle bekliyoruz!!

Hiç yorum yok: