20 Mayıs 2008 Salı
Dünyanın En Tuhaf Mahluku
50 küsur yıl önce vatandaşlıktan çıkartılan Nazım Hikmet’in o güzelim şiirinde dediği gibi, “Dünyanın en tuhaf mahlukuyuz”
Çağdaş insan yeri geldiğinde tepki göstermesini bilen insandır. Uygarlıktan az da olsa nasibini almış yönetim de, bu tepkilerin dile gelmesine olanak sağlayan ve daha iyisini gerçekleştirmek için bunlardan yararlanmayı, dersler çıkarmayı bilen bir yönetimdir.
Siyasal, ekonomik ve kültürel havayı kirlettik. Bir çamur deryasındayız sanki.. Çırpındıkça kirleniyoruz.. Yaşamın her alanına sıçrıyor çamur.. İşin kötüsü bu çirkinliklerle savaşmak yolunda bir eleştiri, bir tepki geleneğimiz de yok… Yani; “Dünyanın en tuhaf mahlukuyuz.. “Akrep gibisin kardeşim. Korkak bir karanlık içindesin. Serçe gibisin kardeşim. Serçenin telaşı içindesin…” İnsani değerler hızla yok oluyor. Medyanın oluşturduğu çarpık değerler, genel bir değer yargısı oluşturarak, insani olan her şeyi tuz buz eden bir tür bombardımana dönüşüyor. Koşullandırılıyoruz.. Her gün biraz daha yabancılaşıyoruz. Kendinden ve dünyasından kaçan vurdumduymaz yığınlara dönüşüyoruz.. “midye gibisin kardeşim. Midye gibi kapalı, rahat.. Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi… Korkunçsun kardeşim.. Bir değil, beş değil milyonlarcasın maalesef…” Duymasını, söylemesini, düşünmesini, sevmesini bilmeyen tek-tip “mahluklar” olduk sanki. İlişkilerimizde dürüst değiliz. Onur, erdem, etik gibi kavramları sildik sözlüklerimizden.. Para tutkusundan yeni putlar yaptık kendimize, insan olmanın zenginliğini algılayamaz olduk. Bize sunulan basmakalıp değerleri sorgulamadan hemen kabulleniyoruz. “Sürü” nün dayanılmaz çekiciline kapılıyoruz. “Koyun gibisin kardeşim.. Gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin.. Ve adeta mağrur koşarsın salhaneye.. hani şu derya içinde olup, deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf…” Kendini “sürü” den ayırıp, farklı sesler çıkarmaya çalışanlara ağır bedeller ödetiyoruz. Farklı düşünceleri çarmıha geriyoruz, sürgünlere gönderiyoruz, zindanlara tıkıyoruz, katlediyoruz, kazanmaya çalışmıyoruz onları..,. Çığlık devam ediyor.. İnsanlık kan kaybediyor.. Hamasi söylemler, yalan ve talan devam ediyor.. Ve biz bütün bu oyunların birer figüranıyız. “Dünyanın en tuhaf mahlukuyuz” “… ve bu dünyada bu zulüm senin sayende.. Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek… Ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak… Kabahatim senin – söylemeye de dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin canım kardeşim…”
İnsanlık tarihine yön veren en büyük lider Mustafa Kemal bizim toplumumuzdan çıkmış olmasına rağmen, bu topraklar mucizenin destana dönüşmesine tanıklık etmişse bile yine de çabuk unuttuk çekilen acıları. Biz de boş zaman tacirliğine kaptırıverdik gelecekle ilgili hayallerimizi.. Bir uykudayız ki uyanmak bilmiyoruz.
Yine de “Dünyanın en tuhaf mahluklarından biri” olarak, yine de ve ille de umutluyum..
Tutkuyla,
Hacı Bektaş ÖNAL
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


2 yorum:
Bu makalenizi okudugumda aklima ilk gelen Kafka oldu.. Belki cok buyuk bir Kafka hayrani oldugumdan belki de gercekten de yazdiklarinizda Kafka'nin seneler oncesinde gordugu bazi seyleri vurguladiginizdan... "Donusum" eserinde insanlarin birbirine ne kadar da yabancilastigini anlatir temelde. 20. y.y.'da toplumda olusan korkunun yarattigi karanlik bir yabancilasma vardir. Bunun disinda da etik degerlerimizi yitiriyor oldugumuzdan bahseder, toplumda olusan bireyselciligin donem insanini nereye goturebilecegini o donemde sezmis saygi duyulasi biridir. Sizin makalenizi okuduktan sonra da gelecegi ne kadar iyi gorebilmis bir adam oldugu konusundaki dusuncelerim tekrar dogurlandi..
Umudumuzu kaybetmeyelim, yalniz degiliz bence..
Ellerinize saglik..
Dostoyevski yi okuyanlar ve okumayanlar diye insanlık ikiye ayrılır derler, katılırım. Dostoyevski okuyanlar da suç ve cezayı okuyanlar ve okumayanlar diye ikiye ayrılıyor sanırım.
Düşünsenize öyle bir roman yazıyor ki, ana karakter raskolnikov bir kadın ve kızını baltayla öldürüyor ve siz onu eleştirmiyor; biricik sevgilisi ile olan aşkı aklınızda kalıyor. Çünkü dostoyevski suçun toplumsal olduğunu idda ediyordu. En hain ve karmaşığından, en masumuna kadar tüm suçlar toplumsal mıdır peki? Toplumsal eksiklikler ve sınıflar arası uçurum acaba işlediğimiz suçlarda ne kadar etkili?
Yorum Gönder