Seminer katılımcıları bazen bana hangi kişisel gelişim kitaplarını önerdiğimi soruyorlar. Verdiğim yanıt her platformda aynı : "Kimi okursanız okuyun, her kitaptan/seminerden kişisel gelişiminizle ilgili ayrı lezzetler alacaksınız. Ama illa hayatınıza entegre edeceğiniz örneklere ulaşmak istiyorsanız Türk yazarları tercih edin."
Bu ülkenin çalışanına, işsizine, yöneticisine "Amerika'nın Chicago eyaletinde yaşlı bir çift varmış..." diye bir örneklem üzerine giderseniz o örnek bize uymaz. Kabul edelim toplum olarak kişisel gelişim konusunda sınıfta kaldık...
Milano’lu sanatçı Giuseppina Pasqualino örneğindeki gibi (İtalyan sanatçı 2008'de gelinlik giyerek bisikletiyle kurguladığı dünya BARIŞ turu sırasında Türkiye'de tecavüz ediliyor, boğuluyor ve öldürülüyor.) bizim ayrı bir bakış açımız var. Böylesine hunharca yapılan saldırılardan sonra hepimiz üzülüyoruz, alanlara çıkıp yürüyüşler yapıyoruz. Sonra unutuyoruz ve tekrar bir vahşet daha oluyor.. Biz gelinlikli ya da dul yalnız bir kadın görsek direk aklımıza "istifade" geliyor.
Çünkü bizden "olmadı" kabul edelim. Toplumumuz kirlenmişliğini, olmamışlığını daha tanımlamadan kişisel gelişime odaklanınca da karşımıza apayrı bir trajedi çıkıyor.
Bu yüzden bana yabancı yazarların yazdığı örneklerin Türkiye'de hayata geçirilmesi bir ütopya olarak geliyor. Aşağıdaki fotoğrafta yer alan yabancı güler yüzlerin gitmemizi önerdiği bir çok alana yönlenenler büyük hayal kırıklığı ile yaşamlarını sorguluyor.
Örnek uymuyor.. Gömlek birkaç beden büyük ya da dar geliyor. Neticede biz o gömleğe giremiyoruz.
Ne yapmalıyız?
Bu toprakların yansımalarını izleyelim.. Bu topraklarda yetişen beyinleri takip edelim.. Kişi başına düşen GSMH 25k olan ülkelerde insanların mutlu olma normları ile 3-4 k olan bizdeki mutluluk kıstasları çok farklı olduğunu kavrayalım.
Elbette okuyalım.. Her görüş her kültür bizim için ayrı bir lezzettir. Ama ana yemeğimizden uzaklaşmayalım..


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder